TÜRKİYE HİPODROM SİTESİ


 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Faruk Tınaz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TJK
Admin


Mesaj Sayısı : 247
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Faruk Tınaz   Perş. Eyl. 18, 2008 7:31 pm

Faruk Tınaz


Sanatçı dostlarım bu yazıyı iyi okusun



Bir dönem Türk Sanat Müziği ne damgasını vurmuştu Faruk Tınaz... 80'li yılların aranan solistlerden biriydi... Zamanla değişen müzik anlayışı ve ilgisizlik sanatına bir dönem ara vermesine neden oldu. Faruk Tınaz sanat yaşamını bıraktığından beri, hobi olarak sürdürdüğü atçılıkla ilgileniyor.


Bir yandan son dönemde yaşamına tatlı bir heyecan getiren yarış atlarına ilgisini sürdürürken, bir yandan da yeniden müziğe dönüş heyecanını yaşıyor.

Tınaz şimdilerde repertuar çalışmalarını yürüttüğü yeni bir albüm ile Türk müziğine gönül verenlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Bugüne kadar sekiz albüm çıkaran Faruk Tınaz, on bir sinema filmi, üç televizyon dizisinde oynadı.

Sanat yaşamınız ne zaman, nerede, nasıl başladı?
Sanat yaşamım 1971 yılında lise birinci sınıfta okurken, değerli kimya öğretmenim Ercan Çulhacı’ nın teşviki ile Adana Musiki Derneği’ne kayıt olmam ile başladı. 1976 yılına kadar bu dernekte Adana’nın çok değerli hocaları ile çalıştım. O tarihlerde hem kendimi geliştirdim hemde Adana ve Mersin’de amatör olarak sahne çalışmaları yaptım. 1977 yılında Ankara Orduevi’nde askerlik görevimi bitirdikten sonra 1978 yılı sonunda Ankara Radyosu’nun açmış olduğu sınavı kazanıp profesyonel olarak sahnelere adımımı attım. 1982 yılına kadar Ankara’da değişik yerlerde sahneye çıktım. Daha sonra Fahrettin Aslan beyden aldığım teklifi değerlendirerek İstanbul’da Maksim gazinosunda sahne çalışmalarımı sürdürdüm.

Sizi herhangi bir nedenle mesleğinizden soğutacak bir olumsuzluk yaşadınız mı hiç?
Beni sanatımdan soğutacak, bu işi yapmamayı gerektirecek kadar zorlayıcı hiçbir olayla karşılaşmadım bugüne kadar. Çünkü, başlarken prensiplerimi ve kendi kanunlarımı oluşturmuştum. Hep bu prensipler doğrultusunda hareket ettim. Son zamanlarda sanatın yozlaştırılması, müzikaliteden uzaklaşılması hariç…

Günümüzde Türk Sanat Müziği’ne karşı ilgisizlik var bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Türk Sanat Müziği’nin şu an toplum içindeki yerini tartışacak olursak, çok fazla talep olmadığını söylemek mümkün. Ve ne yazıktır ki pek fazla popülaritesi de kalmadı. Türk Sanat Müziği sevenler için onları tatmin edebilecek güzellikte ve kalitede konserler ve programlar sadece TRT’nin sayesinde yapılabiliyor. Türk Sanat Müziği popülarite anlamında toplumumuzdaki gerçek yerini yeniden bulana kadar sanırım buna da şükür etmemiz gerekecek.
Aslında müzik olarak bence diğer dallardan çok daha üretken bir müzik türü. Bir kere bizim öz kültürümüz ve müziğimiz var içinde. Bu alanda da yeterince bestekar ve ses sanatçısı olduğu kanısındayım. Zaten eski eserlerimiz büyük birer hazine bizler için.

Bir Türk Sanat Müziği sanatçısı olarak güçlü bir sese, fiziğe ve yeteneğe sahipken ve de zirvedeyken, 35-36 yaşlarında mesleğinizle ilgili bir küskünlük yaşadınız sanırım ki bu işten biraz uzaklaştınız…
Türk Sanat Müziği’nde çok genç yaşlarda popüler olan bir sanatçıyım. Mesleki prensiplerimden en önemlisi, kendi kuşağımın, eğitimini aldığım yıllardaki Türk Sanat Müziği şarkılarındaki hazzı ve güzelliği fark etmesini sağlamaktı. Çünkü, ruhunu musiki hazzı ile doldurmuş olan gençlik daima olumlu düşünceler yumağı içindedir, duyguludur, sevecendir, üretkendir. Ben o dönemlerde bunu yapmaya çalıştım, başarılı olduğumu da sanıyorum. Gel gör ki son zamanlarda mesleğimizle ilgili her kesim bir basitliğin, kolaylığın, zevksizliğin peşinden koşuyor. Belki büyük bir azimle mücadele etmek gerekirdi, bu tartışılır ama en azından kalitenin kabul göreceği bir zamana kadar kendimi sanatıma ara vermek zorunda hissettim.

Sizinle aynı görüşleri paylaşan,Türk Sanat Müziği tutkunu pek çok insan da kaliteli sesler ve eserlerin bekleyişi içinde. Sevenlerinize bir albüm sürprizi yapabilir misiniz?
Olabilir. Şu an bir kaset çalışmasının repertuar aşamasındayım. Çok büyük değişiklikler içermeyecek belki ama Türk Sanat Müziği adına hepimizin yapması gereken bir şeyler var. Bu albümümde sürpriz yapıp Türkiye’de bugüne kadar çok sevilmiş, branşım olmayan bir türkü, bir Batı, bir de Anadolu ezgisi okumayı düşünüyorum.

Ses sanatçıları arasında yıllardan beri alaylı – mektepli tartışması yapılır. Siz bu olaya nasıl bakıyorsunuz?
Bana göre müzikle uğraşan bir kişinin önce kabiliyetli, sonra duygulu olması gerekir. Diğer özellikler sonra gelir. Tabii ki hemen her kesimde olduğu gibi musikide de eğitim önemlidir.

Sanatçı kişiliğinizden sonra, son on yılı aşkın bir süredir resmen içinde olduğunuz önemli bir hobinize, atçılığa geçelim isterseniz…
Müzik çalışmalarım dışında atlara karşı büyük bir ilgi duymuşumdur her zaman. 1993 yılından beri at sahibiyim. 2003 yılında Çerkezköy’de bir hara kurdum. 2005 yılında da Sayın Umur Tamer’in başkanlığını yaptığı Türkiye Jokey Kulübü’nün asli üyeliğine seçildim.

Atlarınız sizin için ne ifade ediyor? Ailenizin atlarla ilişkileri nasıl?
Atlar benim için heyecan, iddia, güç ve huzur ifade ediyor. Ailemin atlarla ilişkisi canlıya olan sevgilerinden ibrettir.

En beğendiğiniz atlar ve jokeyler?
En beğendiğim safkanlar performanslarına göre Win River Win, Grand Ekinoks, Ribella ve Sabırlı tabi ki. Ama stiline göre derseniz Eshquia derim.
Jokeylerden de Süleyman Akdı, Halis Karataş ve Barış Kurdu.


Takip ettiğinizi biliyoruz yurt dışındaki atçılık ve Türkiye’dekini karşılaştırırmısınız?
Yurt dışında atçılık genellikle bir meslek ve çok sistematik. Sorunları hallolmuş geniş tabanlı ve altyapısı oturmuş bir sektör. Zamana ve otoriteye göre hareket etmiyor. Hakları ve sistematik işleyişleri belirlenmiş ve gelişime açık bir şekilde dünya arenasında boy gösteriyor.

Yurt dışı başarılarımız hakkında neler söyleyeceksiniz ?
(Ribella, Win River Win, Mustafa Tarhan, vs.)

Türkiye’de atçılık en başta TJK ve sektörü oluşturan camiaların katkısı ile ayakta duruyor. Atı, atçısı, antrenörü ile üstün bir özveri içersinde sektörü ayakta tutmaya çalışıyor. Hatta kendi imkanları ile yurt dışına at götürüp koşuyor ve her şeye rağmen başarılıda oluyor. Bu ne demektir? Tüm dünya televizyonlarından izlenen bir yarış müsabakasında Türk atı koşuyor ve kazanıyor. Böyle bir olay milli bir olay değimlidir? Değişen dünya düzeninde yerini almak için uğraş verdiğimiz bir dönemde ülkemizin tanıtımı değil midir?
Buradan bizlere bu gururları yaşatan Selman Taşbek,Yıldırım Gelgin, Yasin Ekinci ve Aydoğan San dostlarıma teşekkür ediyor ve kutluyorum.


Atçılık bugünlerde bazı sıkıntılar yaşıyor, düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Şu anda yöneticilerimiz olan sevgili dostlarımız, başta başkanımız Umur Tamer olmak üzere bu sıkıntıların giderilmesi için büyük bir özveri ile çalışıyorlar ve bizi anlatmaya çalışıyorlar. Bizi anladıklarında inanıyorum ki her şey çok daha iyi olacak.


Atçılık planlarınızı ve hedeflerinizi öğrenebilirmiyiz?
Sektör sıhhatli bir işleyiş içersine girerse, ki girecek o zaman bende yeni yatırımlar yapacağım. Bütün idealim yeni taylar yetiştirmek ve ulu önder Atatürk için koşulan Gazi koşusunda at koşabilmek.

Sanatçı ve at sahibi Faruk Tınaz olarak topluma at sevgisi hakkında vereceğiniz bir mesajınız var mı?
At sevgisini tarif etmek bir parfümün kokusunu tarif etmek gibidir. Nasıl bir parfümü koklamadan anlayamazsan. Ata da dokunmadan o sevgiyi ve hazzı anlayamazsın. Günümüzde pek çok hastalık hayvanlar ile rehabilite edilmekte ve iyi sonuçlar alındığı görülmekte. Bu anlamda herkesi insanlara en yakın hayvan olan at ile ilgili aktivitelere iştirak etmeye çağırıyorum. Herkesin atları sevmesi onlara dokunması ve çocuklarını da bu sevgi ile büyütmesi gerekir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hipodrom.forumotion.com
 
Faruk Tınaz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TÜRKİYE HİPODROM SİTESİ :: TÜRKİYE HİPODROM SİTESİ :: THS SOHBET-
Buraya geçin: